Giriş
Öncelikle ben tarihçi değilim. Tarihi araştıran bununla ilgili yazılar ve belgeler okuyan biriyim. Yalan ve iftiralar ile dolu tarih anlatan insanlara karşı belgelerle doğruları anlatmak için bu çalışmayı hazırladım. Çalışmamda sadece belgeleri sunmayıp ayrıca o dönemin şartlarına göre size bir bakış açısıda sunmaya çalıştım. O dönemlerde neden böyle kararlar alınmış bunu neden sonuç ilişkisinde dayandırarak size anlattım.
Burada yer alan bilgiler; birincil kaynaklar (Atatürk’ün kendi konuşmaları, TBMM tutanakları, dönemin resmî gazeteleri ve arşiv belgeleri) ile akademik nitelikli eserlerden derlenmiştir.
Amaç, tarihi gerçekleri çarpıtma girişimlerine karşı, herkesin erişebileceği şeffaf ve doğrulanabilir bir kaynak sunmaktır.
1 -“Atatürk camileri ahıra çevirdi” iddiası
Atatürk’ün camileri ahıra çevirdiği iddiası çarpıtılmış veya tarihi bağlamdan koparılmış söylemdir.Devlet arşivlerini araştırdığımda böyle bir talimata rastlamadım.Ancak bazı arşivlerde münferit camilerin “depo” olarak kullanıldığı gördüm.Ama bu kararlar yerel ve geçici olarak uygulanmış.
Devlet arşivlerinde camilerle ilgili ibareler;
1- 1935 : 2845 sayılı Kanun, cami/mescitlerin “ihtiyaca göre tasnifi”ni ve “tasnif harici kalanların kapatılıp başkaca istifade edilmesini” düzenler. “başkaca istifade” ibaresi genel bir idari yetkidir.Ahır ile ilgili metin yok.
2- 1941 : 3994 sayılı Kanun, tamir/işgal nedeniyle ibadete kapalı kalan camilerin personel durumunu düzenler; yine “ahır” ile metin yok.
3- Gaziantep Nuri Mehmet Paşa Cami 1945’te bir firmaya depo olarak kiralanıyor, ardından Bakanlar Kurulu kararıyla müze yapılmak üzere MEB’e devrediliyor. Bu bilgiler BCA (başbakanlık cumhuriyet arşivi) dosyalarına yöneltilip yayımlanmış akademik çalışmalarda geçiyor .
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/314689
4- 23 Mayıs 1948 tarihli Cumhuriyet’te “Cami ahır olur mu hiç” başlığıyla bir caminin ahır gibi kullanıldığı iddiası eleştiriliyor. Bu, münferit ve yanlış kullanımın basına yansıyan örneği; devlet emri değil.
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1847506
5- Savaş sonrası dönemde cami yapımı/onarımı için bütçeden yardımların verildiği TBMM tutanaklarına girmiştir.
https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d09/c025/tbmm09025004.pdf
Not : Çoğu komplo teoricileri dini duygular sebebiyle belgeler üzerinden propaganda yapabilmekte.Örneğin belgelerle gerçek tarih sitesinde camileri ahıra çevirme konusu üzerinden belgeleri kendi düşünceleri ile yorumlayarak dini duyguları ön planda olan kişilerin zaten o yönde olan düşüncelerini propaganda yaparak kendi yalanlarına inandırabiliyorlar.İnsanların nasıl manipüle olduğunu araştırdığımda psikoloji biliminde onaylama yanlılığı (Confirmation Bias) diye terimle karşılaşıyorum.Peki onaylama yanlılığı nedir.İlk olarak duyduğun olumsuz bilgi, o kişiye dair nötr veya olumlu bilgileri bile görmezden gelip, olumsuz bilgileri seçici olarak hatırlamana yol açar. Yani “zaten sevmeme eğilimi” oluştuğunda, yeni gelen tüm bilgiler o bakış açısını destekleyecek şekilde yorumlanır.
Belgerle gerçek tarih sitesinde camileri ahır yapma yazısına girdiğimde özetle
“Aşağıdaki belgelerde M. Kemal ve İnönü’nün imzaları bulunuyor,” ancak belgelerin kendisi paylaşılmamış — yalnızca anlatım yoluyla aktarılmış.
Yazıda 1928 ve 1932 tarihlerinde çıkarılan talimatnamelerden ve “ihtiyaç fazlası camilerin tasnifi” gibi düzenlemelerden söz ediliyor .
İnternette başka kaynaklarda (örneğin akademik çalışmalarda veya arşiv belgelerinde) bu iddiaların doğruluğu net değil.
Ve deminde bahsettiğim gibi insanların dini duygularını körükleyip kafalarında sanki Atatürk dine karşı savaş açmış gibi algı oluşturma amacıyla ayetler paylaşılmış.
Peki camiler o dönemde neden tasnif edildi?
1930’lu yılları araştırdığımda o dönemde camileri evkaf umum müdürlüğü yönetiyor(bugünkü ismi vakıflar genel müdürlüğü).Giderleri devlet ve vakıf gelirlerinden karşılanıyordu.Camilerde çalışan personel maaşları devlet tarafından karşılanıyordu.Bu sistem osmanlı döneminden kalma sistemdi.1935 te yukarıda da paylaştığım yasa ile az cemaat toplayan cami ve mescitler birleştirildi.Amaç zaten cemaati olmayan caminin personel ve cami bakım onarım masraflarının devlete olan yükü azaltılması idi.Boş olan camiler kapatıldı ve açıkta kalan personel ya başka camilere kaydırıldı yada başka kamu bölümlerine yerleştirildi.Hatta yukarıda da paylaştığım 1935 yılında çıkmış yasada , özellikle 50 yaş ve üzeri olup aynı zamanda hizmet süresi 15 yıl veya daha fazla olanların, tam maaşla görevlerine devam etmeleri hükme bağlandığı görülüyor.
Peki neden devlet böyle bir karar aldı.Camiler tasnif edilemese olmuyor muydu?
1929 Dünya Ekonomik Buhranı’nın etkisi Türkiye’ye de yansıdı. Devlet bütçesinde tasarruf zorunluluğu doğdu.(1929 buhranı için başka bir yazı hazırlıyorum)
Türkiye’de o dönemde 30 binden fazla cami/mescit vardı; bunların çoğu köylerdeydi ve az cemaat topluyordu.
Hepsinin maaşını ödemek, bakımını yapmak zaten savaştan çıkmış ekonomik olarak zorda olan devlet için ciddi bir mali yük oluşturuyordu.
Osmanlı’dan miras kalan Evkaf sistemi bozulmuştu; birçok caminin vakıf gelir kaynağı yok olmuştu.
Bazı camiler aynı mahallede yan yana idi, bu da gereksiz personel ve bakım masrafı demekti.
1935 tarihli kanun ile “hakiki ihtiyaca göre tasnif” yapılarak, az kullanılan camiler kapatıldı veya birleştirildi, personeli de ya başka camilere ya da farklı kamu görevlerine kaydırıldı.
Tüm bunları özetlediğimde şöyle bir kanıya çıkıyorum. Bazı camiler din düşmanlığından dolayı değil ekonomik ve idari sebeplerden dolayı kapatıldı. Devlet, kurumları düzeltip belirli bir disiplin sağlamayı amaçladı. Ama demokraside herkesi mutlu edemeyeceğiniz için dini duyguları mantığın önüne geçen insanlar tarafından bu durum hoş karşılanmadı. Özellikle çok partili döneme geçildikten sonra insanlara bakın camileri ahıra çevirdiler deyip oy toplama amacıyla kara propaganda yapıldı. Ki halen yapılmaya devam ediliyor. Halbuki olay boşta kalan camilerin yerel halk tarafından ahır , depo yapılmasından ibaretti. Halk boşta bulduğu metruk binayı kendi amacı doğrultusunda kullandı bunun faturası devlete yansıdı. Ve şuan da maalesef bazı insanlar böyle inanmaya devam edecek gibi duruyor.
Bir Cevap Yazın